Anasayfa  |  Alucra  |  Doludere  |   Doludere Derneği   |   Fotoğraflar   |  Forum  |  Download  |  Yazılar  |  İletişim
     Ücretsiz Üye Ol
Doluderede Güneş Doğmadan.
Doluderede Güneş Doğarken 1.
Doluderede Güneş Doğarken 2.
Doluderede Güneş Doğarken 3.
Doluderede Güneş Doğarken 4.
DOLUDERE KÖYÜ

İli : Giresun
İlçesi : Alucra
Rakım : 1520
Nüfus : 10.200
Yüzölçümü : 350 km2
Dedelerimiz tam olarak bilinmeyen tarihlerde Orta Asyadan ülkemizin doğu illerine göç etmişlerdir. Buralarda bir müddet kaldıktan sonra miladi 1749 yılı ( yaklaşık olarak ) hicri 1170 yılı ( yaklaşık olarak ) şu anki doludere topraklarına göçmüşlerdir. Şu anki köyümüzün yerleşik düzenine yaklaşık bir yapı ile yerleşmişlerdir. Köyümüzün ismi ilk günden 1960' a kadar Gicora olarak adlandırılmış 1960' da Doludere olarak değiştirilmiştir. Köyümüzün sakinleri 1930 yıllarından itibaren istanbul' a yerleşmeye başlamışlardır. 1980' de göç %80 lere ulaşmıştır. Şu an köyümüzden İstanbul' a göç etmiş hemşerilerimizin nüfusu 10.000' in üzerindedir.


KÖYÜMÜZÜN TARİHİNDEN

Büyüklerimiz köyümüze ayak bastığı tarihlerde köyümüz gür bir ormana sahip olup bu ormanlarda çeşitli yabani hayvanlar mevcuttu. Kızılkisenin tamamı, yama tarladan ortalık buruna kadar meşe ağacıyla kaplıydı. Bununla birlikte yamatarlanın altından meşeden meşeye geçerek ortalık buruna çıkmak mümkündü. Karadoruğun tamamı ismindende anlaşıldığı gibi çam ağacıyla kaplıydı. Şu anda bu bölgenin tamamı tarladır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Mindireis'de kireç kuyusu açılarak kireç olacak taşlar kireç kuyusunda o bölgedeki ormanlardan odun temin edilip kireç kuyularında odunlar yakılarak taşlar kireç haline getiriliyor ve kireçler merkeplere, atlara yüklenerek Şebinkarahisar'a götürülüp orada satılıyordu. Ayrıca odunlar yakılarak kömür elde ediliyor Şebinkarahisarda körüklerde ve diğer ihtiyaç olan yerlerde kullanılmak üzere satılıyordu.

Köyün içi ve dere yapısı doğal yapıya sahipti. Çattan gelen dere sofullu mahallesinden itibaren kıvrıla kıvrıla bir kanal gibi köyün sonuna kadar akıp gidiyordu. O zamanki derede balık vardı , derenin kenarları iğdelik ve solgunlukla kaplıydı. Ormanların azalmasından seferberlik zamanında gelen büyük bir sel deredeki balıkları ve diğer canlıları alarak götürdü. Eski doğal halini bozarak şimdiki dere yatağını oluşturdu.

KÖYÜMÜZDE GEÇİM NASIL TEMİN EDİLİRDİ,KÖYLÜLER NELERLE MEŞGUL OLURDU?

Sonbaharda (güzün) güvertme ve dondurma ekilir, beş ay karın altında kalır ve baharda filizlenir çıkardı. Baharda yaz tohumu; buğday , yazlık , arpa , fiğ ekilirdi. Temmuz ayında önce fiğ yetişir ve arkasından arpa , buğday , yazlık yetişir , bunların tamamına ekin denir. Yazın köyde ekinler biçilirken çalışma yoğunluğu koşuşturma yaşanır , tarlalar , dağlar cıvıl cıvıl insan sesleriyle yankılanırdı. Ekinler harmanlara taşınır , kurutulur ve dövenle saman yapılır , saman makinesinden savrularak samanla zahire (buğday) birbirinden ayrılır , eylül ayında zahireler derede suyun içine serilen palaz üzerinde yıkanırdı ve bu işleme sergü yıkama denirdi. Zahireler harmanda palaz üzerinde kurutulup ambarlara konur derelerin suyu baharda çoğaldığında zahirelerden bir kısmı değirmende öğütülerek un ve likte bulgur ile yarma yapılırdı. Köyümüzde her ailede inek , keçi , koyun beslenir , ve bunların etinden , sütünden yararlanılır , fazlası satılırdı. Reşberlik için öküz , çift sürmekte , döven yapmakta ve kağnı arabasını taşımakta kullanılırdı. Kağnı arabalarının iki tekerleğini tutan mazuya yağ sürülür ve araba gittikçe sürtünmeden çıkan sesler uzaklarda müzik gibi yankılanırdı. At , merkep yük taşımakta ve binekte kullanılırdı. (eski mayıs yedisi) Mayısın yirmibirinde gençlerimiz hayran şenliğine giderdi. Yine bu tarihlerde çata göçülür , köyün keçisi , koyunu merada otlar ve merada yatar , öğlenleyin sütlerini sağmak için çata getirilir , çatta hanımlar tarafından sütleri sağılır Sağıldıktan sonra keçi ve koyunlar yavrularıyla buluşturulur , kısa süre sonra yavrularından ayrılılırdı. Hanımlar sütle birlikte köye dönerlerdi. Haziranın yirmisinden sonra yaylaya göçülür ve hanımlar yaylada kalır yayla işlerini yaparlardı. Köyün ineği , keçisi , koyunu ve bunların yavruları çobanlar tarafından yaylaya götürülürdü. İnekler , danalar , oğlak ve kuzular geceleri yaylada kalır sabah erken meraya otlamaya götürülürdü. Keçiler , koyunlar merada otlar ve yatar , öğle olunca yaylaya sütleri sağılmaya getirilirdi. Hayvanların sütleri pişirilerek yoğurt yapılır , yoğurt tuluklarda yayılarak yağı ayrılır ve ayranı kalır ayranda pişirilerek çökelik elde edilirdi. Süt pişirilerek özel bir işleme tabi tutulur , peynir yapılırdı. Yaylada tuz gecesi şenliği yapılır , akşamları yaylara yakın bir yerde ateş yakılır , gençler burada oyun oynarlardı. Ağustosun sonunda yayladan göçülürdü.

Köylüler arasında büyük dayanışma vardı. Kimin evi yapılacak beraber yaparlar , tarlalarda ekin biçmede bir çok işte karşılıksız birbirlerine yardım ederlerdi. Düğünlerde komşuların tamamı yardıma koşar , düğünleri yardımlaşa yapar , beraber oynar bearaber gülerlerdi . Ayrıca köyde şal kütüğünde kumaş dokurlardı ve taştan dibekte tahıl döverlerdi. Köyde her aile kendi ihtiyacı kadar bostanlarına başlıca patates , fasulye , lahana ve diğer sebzeler eker ve yetiştirir , bunların bir kısmını kışa hazırlık yaparlardı. Sonbaharda ise kışa hazırlık için ormanlardan merkeplerle odun taşırlardı.

KÖYDE KIŞ

Köyde beş ay kış yaşanır. Bazı kışlar çok şiddetli geçer , kar bir metreyi bulurdu. Kışın köyde köy mahalle odaları açılır ve bu odalarda köylüler her akşam toplanırlar cemaatle namazlarını kılar , dini kitaplar okurlar ve sohbetler ederlerdi. Damların üzerine yağan karları kürürlerdi. Damlar su akıtmasın diye loğ keşiyle damlar loğlanırdı. Bütün kışın hayvanlar ahırda kalır , dışarıya burçlamaya ve sulamaya çıkarıldı. Yazdan mereklere konan ot ve samanlar ahırda hayvanlara kış bitene kadar yedirilirdi. Gençler kızaklarına binerek kar üzerinde kayarlardı. Erkekler çelik ve çötek oynar , kız çocuklarıda sümbül , çötek ve evde gövcül oynarlardı.